« Önceki |

1/6/2008

Nicedir ellerim ısınmıyor sokağımda.
Yalnızlığın kaldırım taşları soğuk olur bilirsin.
Şayet, günün birinde, çıkarsa yolun o geceye;
kadınlığını sakla dudaklarımda...
Çünkü senden bana kalan
tek kapı aralığı o.
Asıl yolculuk bundan sonra başlıyor.
Sevgimle kal...


Aralıksız batan sözcüklerinin, an be an yüzünü ölüme çevirdiği yerden yazıyorum sana. Dinleme.
Ne bundan önce söylediklerimi ne de bundan sonra söyleyeceklerimi…
Bu defa dinleme!

Attığım her adımda bir parça daha yıkılan duvarların altında kalmaktan, ayıramadığın dakikaların geceler boyunca sinirini taşımaktan yoruldu ruhum. Ben çabuk yoruldum.
Hiç bir masalın kahramanı olamayacak kadar uykum var. Sesinden esirgediğin yüreğin gibisin. Varlığının bir anlamı olsun derken, sen en çok da anlamsızlığa yakıştın nedense. Oysa bu değildi sana dair başlattığım yolculuğun sonu. Böyle olmamalıydı...

Şimdi sen kendi acılarında büyütürken, öğütürken geceyi; ben çoktan bir masalın sonunda gözlerimi sabaha açmış olacağım. Üzülme demeyi isterdim; ama buna gücüm yok. Senin de yeni; fakat tanıdık bir duygu travmasına ihtiyacın yok. İster taşı, ister at bir kenara. Fark eden “sadece” yokluğum olacak, senin fark etmeyeceğin...

Adresimi de sil adımlarından;sanırım bundan böyle evde olmayacağım.
Öfkem sıcak; hala canımı yakıyor umursamazlığın. Bir yol boyu içimdekileri kustum, geride bıraktığım her ağaç dibine. Tenimde acı bir tat, teninden kalma.
Başımı koyduğum yerde büyük bir boşluk, yokluğundan olma. Ne yazmak, ne konuşmak ne de yazmak istiyorum. Yalnızca ölüm kadar sessiz bir uykuya yatmak ve toprağın kokusuna bırakmak istiyorum tüm bedenimi.
Nefesimle çoğalacakken, nefesimi tıkadın sen! Geçen her günde, soyunurken tüm kelimelerim yavaş yavaş sana, sen, durdurak tanımadan yeni bir kıyafetle çıktın karşıma.

(Ç)atıştık seninle!
(S)arınmadan ayrıldık!
Parmak uçlarımda kaybediyorum sıcaklığını. Yazdıkça uzaklaşıyorum sesinden, teninden ve bakışlarından.

Uzaklar çeker dizelerimi,
dizlerime batarken yokluğunun acısı.
Oysa ne zordur eyleme bürünmüş sevdaların,
kor alevinde titremek!
Yitip giden her sigaramda,
sana duyduğum düşkünlüğü anımsamak!
Senin için attığım zarlarda
hep kapı arkasında bırakılmak,
bilsen nasıl zordur.
(D)üşüyorum, düşünden bir gece vakti...
Masalım olursun sanmıştım.
Uykusuz gözlerime uyku.
Olmadın, olmadı, olamadık.
Şarkı sona yaklaşıyor sevgim...
Bir daha asla üşümem kollarında.

9/2/2008

GİDİYORDUN ...

gidiyordun
ve elimden gözlerimi kapamaktan başka
hiç bir şey gelmiyordu,
seni çok seviyordum
bir de kalbim acıyordu,

aklına koymuştun besbelli
olmayacaktın bir daha, gidiyordun...
bu düşünce kalbimi felç ediyordu...
içimde ki milyonlarca ateş yanıp yanıp sönüyordu
karanlıkta kalacağımı bile bile
gidiyordun
elimden açık mavi hayaller kurduğum dünyama
kırmızı çalmaktan başka birşey gelmiyordu.

Gözlerin yalan konuşuyordu,
Ellerin sıcacık
Sen gidiyordun,
ve elimden dizlerimi göğsüme çekip
yetimler gibi oturmaktan başka
hiç bir şey gelmiyordu....

sen gidiyordun
sen beni düşünmüyordun
ben üşüyordum
kal! diyen derinlerde saklanmış yeşillerle
gözlerim yaşlı
ellerim titriyordu
merhamet etmiyordun...

yetimler gibi bir zavallıyı ezip geçmeyi kahramanlık sayarak
gökleri yer, yerleri gök yaparak
tozu dumana katıp
ben hariç herşeyi koynuna alarak
sevdiğim adam
nereye gidiyorsun?

8/12/2007

....mı?

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

17/11/2007

aşk...

   

     KIYMETIMI BILMEN ICIN GITMEM MI GEREK!

     SEVDIGINI ANLA ARTIK BUYUDUN BEBEK!

     MASAL DEGIL KI BU ASK OGRENMEN GEREK!

     GITMESI KOLAY OLUR ZOR OLAN SEVMEK 

17/11/2007

NEDEN

  Neden bu kadar hayatımın içindesin ki sanki? Beklenmeyen bir anda geldin ve hayatımın tamda merkezine oturdun kaldın... Oysaki sen davetsiz bir misafirdin sence de haddini aşmamış mıydın uzun zamandır kimsenin girmediği(giremediği)kalbimin gizli kapısını tıklarken(!) ? Önce o kapıyı duymazlıktan geldim, kaçmaya çalıştım; yok olmadı işte... Sen o masumluğunla o kapıyı tıklarken sana karşı kayıtsız kalamazdım duyuyordum seni..
Günden güne alıştım sana... Oysaki ben çok korkuyordum sana alışmaktan; çünkü biliyordum, adım gibi biliyordum bir gün gideceğini... Sen bambaşka bir mevsimin çiçeğisin, ben hep sonbahar.
Adı aşk mı bu alışkanlığın? Aşk olmamalı ben hep kaçtım aşktan , aşk beni böyle ansızım , ummadığım bir anda yakalamış olamaz..Yok aşk değil bu , aşk olamaz , olmamalı peki öyleyse ne olabilir ki..
Biliyor musun kalbimin senden önceki davetsiz misafiri de böyle masumca ansızın gelmişti... Kendimce kalbimdeki misafire hürmette kusur etmemiştim; ama neden bilmiyorum o giderken kalbimi de yakıp öyle gitmişti, ancak toparlandım derken şimdi de sen?
Ah bir bilsem ki hak edeceksin bu sevgiyi kabulümdür senle gelen her hüzün ; ama bilmiyorum.. Tek bildiğim er ya da geç gideceksin, beni benle tek bırakıp gideceksin...
Evet, korkuyordum sana alışmaktan, korktuğum başıma geldi alıştım; ama daha vakit erken gideceksen şimdi git sana daha çok bağlanıp sevmeden... Hiç girme kalbime sessiz sedasız git...
Gitmeyeceksen de öğret bana sevgiyi ta.!! En başından yalansız, yanlışsız.

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı
MyHotComments.com
MyHotComments